Boşanma davalarında tarafların en çok merak ettiği ve davanın mali sonuçlarını doğrudan etkileyen en temel unsur “haklılık” ve “haksızlık” kavramlarıdır. Hukukumuzda cinsiyetten bağımsız olarak eşlerin evlilik birliği içerisindeki yükümlülükleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile belirlenmiştir.
Bir kadının boşanma davasında haksız duruma düşmesi, hukuki terminoloji ile ifade etmek gerekirse, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda “tam kusurlu” veya eşine oranla “ağır kusurlu” olması anlamına gelir. Kadının haksız sayılmasına yol açan durumlar, Kanun’un eşlere yüklediği sadakat, yardım, birliğin mutluluğunu sağlama ve çocukların bakımına özen gösterme gibi ödevlerin ihlali ile gerçekleşir.
Örneğin, Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi eşlerin birbirine sadık kalmak zorunda olduğunu belirtir. Kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması (zina veya güven sarsıcı davranışlar), eşine fiziksel veya psikolojik şiddet uygulaması, haklı bir sebep olmaksızın ortak konutu terk etmesi veya eşini ortak konuta almaması gibi eylemler, onu davada haksız konuma getirir. Haksız (ağır kusurlu) olmanın en ağır sonucu ise mali hakların kaybıdır.
Boşanmaya kendi kusuruyla sebebiyet veren ve bu kusuru eşinden daha ağır olan kadın, yoksulluğa düşecek olsa dahi eşinden “yoksulluk nafakası” talep edemez. Ayrıca, kusurlu eylemleriyle eşinin kişilik haklarına saldırdığı veya mevcut menfaatlerini zedelediği tespit edilirse, karşı tarafa maddi ve manevi tazminat ödemek zorunda kalabilir. Dolayısıyla “kadın her durumda haklıdır” algısı hukuken doğru değildir; yargılama sürecinde ispatlanan kusurlu davranışlar, kadının davanın kaybedeni olmasına yol açabilir.
Boşanmada Kusur Nedir?
Boşanmada Kusur Nedir?
Boşanma hukukunun temelini oluşturan “kusur” kavramı, eşlerin evlilik birliğinin gerektirdiği sorumluluklara aykırı davranması ve bu davranışların evliliğin bitiş sürecindeki etkisidir. Türk Medeni Kanunu’nun boşanmaya ilişkin hükümleri büyük ölçüde “kusur ilkesine” dayanır. Kusur, bir tarafın kasten veya ihmal yoluyla evlilik birliğini çekilmez hale getirmesidir.
Boşanmada kusur, davanın seyrini değiştiren, hakimin takdir yetkisini kullanırken baz aldığı ve özellikle tazminat ile nafaka kararlarını şekillendiren en kritik unsurdur. Kusur, sadece fiziksel şiddet veya aldatma gibi somut olaylarla sınırlı değildir; ilgisizlik, aşağılama, ekonomik baskı veya cinsel kaçınma gibi durumlar da kusur olarak değerlendirilir.
Mahkeme, tarafların sunduğu deliller ışığında bir “kusur oranı” belirler. Taraflar “eşit kusurlu”, biri diğerinden “daha ağır kusurlu” veya biri “tam kusurlu” olabilir. TMK Madde 174 uyarınca, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir. Yine aynı şekilde, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olandan manevi tazminat talep edebilir.
| Burada kilit nokta şudur: Tazminat alabilmek için kişinin hiç kusuru olmaması gerekmez, ancak karşı taraftan “daha az kusurlu” olması şarttır. Eğer mahkeme her iki tarafı da “eşit kusurlu” bulursa, tarafların birbirlerinden maddi veya manevi tazminat alma hakları doğmaz. Bu nedenle boşanma davasında kusurun tespiti ve ispatı, davanın mali sonuçları açısından hayati önem taşır. |
Boşanma Davasında Kadının Ağır Kusurları Nelerdir?
Boşanma davasında kadını ağır kusurlu veya tam kusurlu duruma düşüren haller, Türk Medeni Kanunu’nda sayılan özel ve genel boşanma sebeplerinin kadın tarafından gerçekleştirilmesidir. Yargıtay içtihatları ve Kanun hükümleri çerçevesinde kadının ağır kusurlu sayıldığı eylemlerin başında “sadakatsizlik” gelir.
TMK Madde 161’de düzenlenen “Zina”, mutlak ve özel bir boşanma sebebidir ve zina yapan kadın, boşanma davasında tam kusurlu sayılır. Bunun yanı sıra, cinsel birliktelik boyutuna varmasa dahi, başka bir erkekle duygusal ilişki kurmak, mesajlaşmak veya güven sarsıcı davranışlarda bulunmak da ağır kusur kapsamında değerlendirilir.
Bir diğer ağır kusur hali, TMK Madde 162’de belirtilen “Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış”tır. Kadının eşine fiziksel şiddet uygulaması, onu yaralamaya teşebbüs etmesi veya toplum içinde eşinin onurunu zedeleyecek ağır hakaretlerde bulunması (örneğin erkekliğine veya namusuna dil uzatması) ağır kusurdur. Ayrıca, TMK Madde 164 kapsamında haklı bir sebep olmaksızın ortak konutu terk etmek ve geri dönmemek de kadını kusurlu hale getirir.
| Bunların dışında; eşini ailesiyle görüştürmemek, eşinin ailesine hakaret etmek, evlilik sırlarını ifşa etmek, aşırı borçlanarak aileyi ekonomik darboğaza sokmak veya sebepsiz yere cinsel ilişkiden kaçınmak gibi eylemler de Yargıtay tarafından kadının ağır kusurlu olduğu haller olarak kabul edilmektedir. Ağır kusurlu olan kadın, yukarıda da değinildiği üzere yoksulluk nafakası ve tazminat haklarını kaybeder. |
Boşanma Davasını Erkek Açarsa Kadının Hakları Nelerdir?
Boşanma Davasını Erkek Açarsa Kadının Hakları Nelerdir?
Toplumda yaygın olan yanlış bir kanı, boşanma davasını ilk açan tarafın daha avantajlı olduğu veya davayı erkeğin açması durumunda kadının haklarını kaybedeceği yönündedir. Oysa Türk hukuk sisteminde davayı kimin açtığı değil, kimin haklı olduğu ve iddialarını ne ölçüde ispatlayabildiği önemlidir.
Boşanma davasını erkek açmış olsa bile, davalı konumundaki kadın, Türk Medeni Kanunu ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamındaki tüm haklarını eksiksiz olarak talep edebilir.
Erkek davacı olsa dahi, boşanma gerekçelerini (örneğin şiddetli geçimsizlik veya zina) ispatlamakla yükümlüdür. Eğer erkek, kadının kusurunu ispatlayamazsa veya kendisi daha ağır kusurlu bulunursa davası reddedilebilir veya kadın lehine sonuçlanabilir.
| Erkeğin açtığı davada kadın, öncelikle kendisine ve çocuklarına yönelik “tedbir nafakası” talep edebilir. TMK Madde 169 uyarınca hakim, davanın devamı süresince eşlerin barınmasına ve geçimine ilişkin önlemleri almakla yükümlüdür. Bu kapsamda kadın, dava sonuçlanana kadar geçimini sağlamak için nafaka alabilir. |
Ayrıca kadın, aynı dava dosyasına sunacağı bir cevap dilekçesiyle veya “karşı dava” açarak; kocasının kusurlu olduğunu iddia edebilir, maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası ve çocukların velayetini isteyebilir.
Eğer kadına yönelik bir şiddet veya tehdit söz konusu ise, 6284 sayılı Kanun kapsamında erkeğin evden uzaklaştırılması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi gibi koruyucu tedbirlerin alınmasını da talep etme hakkı saklıdır. Özetle, davanın erkek tarafından açılmış olması, kadının yasal haklarına ulaşmasına engel teşkil etmez.
Boşanma davası ve bunun gibi konularda hukuki danışmanlık yahut avukatlık hizmeti almak için Boşanma Avukatı Sevde Özdemir ile iletişime geçebilirsiniz.
| Özetle boşanma davalarında kadın, evlilik birliğinin getirdiği sadakat ve yardım gibi yükümlülükleri ihlal eden zina, şiddet veya terk gibi ağır kusurlu davranışlar sergilediğinde haklılığını yitirmekte ve bunun sonucunda yoksulluk nafakası ile tazminat haklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. |
Sıkça Sorulan Sorular
1. Kadın hangi şartlarda nafaka alamaz?
Kadın, boşanmaya sebep olan olaylarda eşinden daha ağır kusurlu bulunursa veya boşanma yüzünden yoksulluğa düşmeyecek derecede geliri varsa yoksulluk nafakası alamaz. Ayrıca, nafaka bağlandıktan sonra yeniden evlenmesi, haysiyetsiz bir hayat sürmesi veya bir başkasıyla fiilen evli gibi yaşaması durumlarında da nafaka hakkı ortadan kalkar.
2. Erkek hangi hallerde nafaka ödemez?
Erkek, kadının boşanmada daha ağır kusurlu olması veya boşanma neticesinde yoksulluğa düşmemesi (düzenli geliri olması) durumunda yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü tutulamaz. Bunun yanı sıra, erkeğin hiçbir mali gücünün bulunmadığı veya kadının evlenmesi gibi nafakanın kesilmesini gerektiren hallerde de ödeme yükümlülüğü sona erer.
3. Boşanma davasını kim açarsa daha avantajlı olur?
Türk hukukunda boşanma davasını ilk açan tarafın elde ettiği özel bir hukuki avantaj bulunmamaktadır; önemli olan davayı kimin açtığı değil, kimin iddialarını ispatlayabildiği ve kimin daha az kusurlu olduğudur. Davayı karşı taraf açmış olsa bile, diğer eş tüm yasal haklarını talep edebilir ve kusursuzluğunu kanıtladığı takdirde davanın kazananı olabilir.
| Bu içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşır, hukuki danışmanlık değildir. |

